Quote 6 Aug
Bu dünyada mutlu huzurlu ve kendiyle barışık olmayı hak eden 8 milyar küsür insan için tüm samimiyetimle diliyorum; “ŞİMDİ!”
Quote 6 Aug
Uzun zaman oldu yine yazmayalı…
Kovaladım keçilerimi de, koyuldum iş başına…
Fonda “Sia-Chandelier”, bilmem kaçıncıdır dönüyor.
Ben ise; bağırmak istiyorum.
Tüm şeytanlarımı kovalayıp, gerçek ben’in peşine düşmek istiyorum.
Mümkün olan her an’da dengede kalabilmek adına, beynimi-aklımı bir kenara bırakmak ve sadece sevgide kalmak…
Gerçek duyguları kaldıramayan insanlardan korkardım hep,
Peki ne zamandır yükselmekten korkuyorum ki?
Ne zamandır inkar ediyorum tutuşmuş kanatlarımı?
Ah benim şu özgür ruhum…
Ah şu yadsınamaz içimdeki çocuk, deli kanım, keçi inadım…
Bitmek bilmeyen anılar düşünselim, bir anda yükselip alçalan engin denizlerim…
Sizi sevmekten ziyade önce sanırım kabulleniyorum…
Çünkü özümü değiştiremem.
Dahası değiştirmeme gerek yok.
Çünkü ben böyle güzelim, iyiyim, mükemmelim.
Ve beni seven yanımda duran herkes de bu şekilde var olabiliyor şu düşünselinde…
Quote 14 Jul
Uzadı saçlarım kırıldıkları yerden,
Gözyaşlarımı sildim ve bilindik bir hikaye anlattım içimdeki küçük kıza, uyumadan önce.
Örttü üstümü rahmetli annem, öptü yanaklarımdan dolu dolu. Kokusunu içime çektim.
Kokusu tanıdıktı, benimdi, evimdi.
İşte evi ev yapanın “ruh” olduğunu da ondan öğrenmiştim sahi,
Ondan sonraki son mabedim, evim, yurdum da sendin, bilmiyordun.
Şimdi senin de kokunu içime çekiyorum, çünkü tanıdık, çünkü benim. Çünkü hala sıcak nefesin. Fazla uzaklaşmış olamazsın. Sahi neredesin?
Bir ankaya fısıldamak gibi… Özlemi.
Çağırsam kokunu yanıma, o da gelir miydi dersin?
Link 13 Jul Snow Patrol - Run - YouTube»

So much better than Leona…

Quote 13 Jul
Ne de güzel anlıyormuş insan, anlamak istediği yerden. Ne de güzel lokma lokma yiyormuş kendine inandırdıklarını.
Hoş, şimdi bunu da anlamazsınız siz.
İnsan anlaşılmayan bir yaratıktır yazarsınız.
Hangi insan ansızın 23.’de bir doğum günü ölür?
Üstelik göya çok önce ölmüşken.
Neden acıtır ki aylar önce telafuz edilen birkaç cümle?
Belki de ben güçlü değilim senin gibi.
Paylaşamıyorum, sahi ben paylaşımlarına acizlik mi dediydim?
Yakınlık dilenmelerdi acizlik.
Bak ben de paylaşıyorum.
İşin acınası kısmı da bu zaten.
Üstelik sen de okuyorsun beni.
Bazen nefretle bazen sevgiyle, ya da “ailevi psikolojinin el verdiği kadarıyla”, “kendini ayıramamışlıklarınla”, “ayrılamamışlıklarınla”.
Adama dokunuyor biliyor musun?
Üstelik ben hiçbir şey beklemedim senden.
Ne bir söz ne bir yazı. Kaç ay geçti üzerinden.
İçimdekileri de halının altına süpürdüm, süpürürüm, süpürmüşümdür. Doğrudur.
Desturum var.
Saygım var dedim.
“Ya bir git ne diyorsun sen” diyemez kimse.
Günlerden bir 7 temmuz akşamı ben evimde Jehro, John Legend arasında bir yerlerdeyken üç aşağı beş yukarı cümlelerle yazdığım “doğum günün kutlu olsun, nice güzel senelerin olsun.Samimiyetle umarım ve dilerim ki inşallah hep mutlu olursun.İyi ki doğdun, iyi ki vardın ve iyi ki varsın…” ı yollayamadıysam; sebebi korkaklık ya da sandığın gibi sevgisizlik değil yanlış anlamayasın…
Sana bunu yapmak istememek, izin vermek hakikaten izin vermek devam etmene…
Çünkü kendini yerine koymak ve demek belki de “ben bugün doğmuş olsam ve böyle bir mesaj alsam?”
Öte yandan bu gibi zamanlarım kaç defa oldu sayısını hatırlamıyorum.
Kimseden onay beklemedim ya da danışmadım yazarken ve silerken.
Belki kendi kendime konuşuyordum.
Sadece gönderilen kısmı boştu yukarıda.
Kaç kez kendime mail attım inan hatırlamıyorum.
Ben her gün ölürken yazdıkların içimi acıttı aslında.
Benim Allahım da sendin ve ben inanmıyordum artık Allaha o doğum günü.
İçim nasıl yandı bilemezsin.
Bilebilmen için, içime nüfuz edebilmen lazım. Sanırım ne pratikte ne de teknik olarak mümkün bu olasılık.
1 haftadır hayli dengesiz yazılar türetiyorum.
İnsanlar uykularından uyanıp su içerler, ben kalkıp defterime yazılar karalıyorum.
Benim suyum kelimelerimdi.
Her sabah baş ağrısıyla uyanıyorum.
Her gece kalp sıkışmasıyla uyumaya çalışıyorum.
Belki de bu yüzden sinirliyim sana.
Birşeyleri yeniden tetiklediğin için.
Ben öl desem de ölmeyeceksin zaten.
Tıpki sen öl desen de öleceğim yoksa ölmeyeceğim gibi.
Öte yandan, “yaşarken ölmek” “kendini öldürmek” realist bir yazım biçimi değildi fark edersin ki,
Yaşarken ölmek “hiç” olmak,
“Kendini öldürmek” kendinden çıkıp egoya yenilmemek anlamlarını ifade ediyordu benim için.
Şimdi sor kaçını yaptın? “yapmaya çalışmayı da geç ne yapmam gerektiğini bildiğim için bile şükrediyorum Allaha aslında.”
Artık Allahım değilsin. Çünkü doğrusu bu.
Ben o kadar büyütmüşüm ve yüceltmişim ki seni gözümde. Bir türlü aşağılara indirememişim. En ufak bir kalp kırıklığı öfke ve acıda da bu yüzden normalden daha fazla yaralanmışım. Çok şey beklemiş çok anlam yüklemişim. Sen benim dinim, imanım olmuşsun ya, sana inanmadıkları için bu yüzden kızmışım insanlara.
Seni benim gözümden göremeyenleri dinsizlikle imansızlıkla bu yüzden suçlamışım. Her gün sana ibadet etmiş, secdeye göğsüne uzanmışım.
Sorun bendeymiş hakkaten. Valla diyorum bak, çünkü; kendi içimdeki tanrıyı senin için kovmuşum içimden.
Kendi Allahımın, kendimin farkına varamamışım.
Döktüğüm ne kadar gözyaşı varsa “affedemem artık onu demişim!” halbuki kendimi affetmem gerektiğinin farkına varamamışım.
Bu zamana kadar öfkem konuştu.
Yaşarken, insanlar içindeyken önemlidir kin öfke ve acı. Çünkü derler ki yaşadığının belirtisidir.
Ben artık öyle düşünmüyorum.
İçimdeki öfkeye ve kine tutulursam beynim patlayacak, kalbim hiçbir zaman huzur bulmayacak ruhumu ise özgür bırakamayacağım…
Önüme çıkan her hikayede yine en başa döneceğim insanlara da kendime de yeni kılıfında eski bedellerimi ödeteceğim.
Bak başı sonu olmayan bir mesaj daha.
Ne amacı belli ne de sonucu öyle değil mi?
Ama ben farklı birşey yapacağım bu sefer ve artık bir sonuca bağlayacağım;
Bu sonuçta bana yazıp yolladığın mesajın yanıtı olacak…
Quote 13 Jul
Sen ölmek nedir bilmezsin, dahası beceremezsin de.
Bak çıkıyor nasıl da öfke nasıl da acı.
Ne nereden çıktığı ne de sonu belli olmayan mesajlar da atamıyorum üstelik.
Sahi, neden ?
Çünkü ölmek nasıl birşeydir biliyor musun?
Ölenin allahı yoktur.
Dinsizdir, imansızdır.
Şerefsizi de yoktur, dolduranı da.
Yardım vereni de yoktur, menfaatçisi de.
Ölenin insanı yoktur.
Ölenin yakınlığı yoktur.
Ya da belki şöyle daha iyi anlarsın, “ölenin yakınlık dileneceği insan yoktur”
Ölen; önce egosundan ölür, yani kendinden, geride kalan herşey böylelikle öldüğünde gerçekleşir fiziken ölümü.
Ölümün şakası yoktur.
Ölüm kucak açmaz sana, hasretten kuraklaşmış bir anne gibi kollarını.
Yanarsın ölürken.
Lime lime olur bedenin.
Söyleyecek sözün kalmaz.
Dilin kurur.
Ne aşkın önemi kalır ne sazın.
Ölenin duyduğu tek müzik ezan sesidir belki de.
Sahi, sen bir ezanda durup düşündün mü gerçek ölümünü?
Seni çağrışını,
Acının anlamsızlığını,
Yüksüzlüğünü,
Aldatılmışlığını,
Kandırılmışlığını,
Kötü ütülmüşlüğünü,
İnanmışlığını,
Sevmişliğini,
Ağlamışlığını,
Gülmüşlüğünü,
Doyumsuzca aşkın özünden öpmüşlüğünü…
Duyar mısın sesini ölümün?
Duyabilir misin gerçekten?
Sen sahiden ölebilir misin yaşarken?
Önce kendinden.
Sen ölmek nedir bilmezsin, dahası beceremezsin de.
Sahi, neden?
Quote 13 Jul
Bazı saniyeler fazlaca “içimden bütün öfkemi süpürecek kadar öldürmek istiyorum seni”, sonra hatırlıyorum ki saniyeler yetmeyecek… Bir şarkı mırıldanıyorum. Belki de bu şarkı koruyacak beni en deli hastalıklardan.
Bırak beni bir duvara bakayım.
Beyaz ve el değmemiş.
Kirlenmiş ruhunu temize çekeyim. Olmadı mı?
Olmuş gibi yapalım.
İzleyeyim öylece beyazı.
Sonra tekrardan karanlığına dalayım.
Photo 11 Jul Full Moon…✨

Full Moon…✨

Link 11 Jul Full Moon Balad✨»

twitter.com/idiltasocak
Instagram; idiltasocak

Link 11 Jul Jehan Barbur - Hayat»

Design crafted by Prashanth Kamalakanthan. Powered by Tumblr.